El Alem Ne Der

El Alem Ne Der

“Ya el âlem ne der?”
İnsanın kulağına en çok fısıldanan ama en ağır gelen cümlelerden biridir bu.
Sanki görünmeyen bir el, her adımda omzuna dokunur ve dur der.
İnsan içinden geleni yapmak ister ama önce çevreyi düşünür.
Bir hayali olur, yola çıkmak ister ama bu cümle zihninde yankılanır.

“El âlem ne der?”

Ve o anda çoğu kişi kendi sesini kısar.
Kendi kararlarını değil, başkalarının beklentilerini dinler.
Bir gülüşü, bir sözü, bir bakışı fazla ciddiye alır.
Zamanla el âlemin gözünde yaşar ama kendi gözünde kaybolur.

Oysa “el âlem” kimdir?
Ne insanın yaşadığı yorgunluğu bilir, ne sabrını, ne de sessiz çabalarını.
El âlem sadece konuşur, yorum yapar, unutur.
Ama o sözlerin yankısı insanın kalbinde uzun süre kalır.

Her insan, bir noktada “beğenilmek” ile “kendisi olabilmek” arasında kalır.
Bir taraf huzur ister, diğer taraf onay.
Ve çoğu zaman insan, huzurunu başkalarının onayına feda eder.

Halbuki yaşamak, onay almak için değildir.
Yaşamak, kendini anlamak, sevmek ve kendi yolunda yürüyebilmek içindir.
İnsanın kalbi, el âlem ne der korkusuyla küçülür;
ama kendi sesine kulak verdiğinde yeniden büyür.

Belki de artık şunu sormak gerekir:

“El âlem ne der?” değil,

“Ben ne hissederim?”

“Ben ne isterim?”

Çünkü günün sonunda el âlem unutur, dağılır, gider.
Ama insan kendiyle kalır.
Ve bir gün aynaya baktığında “ben neredeyim?” diye sormak,
her “ne derler” korkusundan daha acıdır.

İnsan artık biraz da kendini duymayı dener.
Kendisiyle konuşur, kendini onaylar.
Başkalarının sesini değil, kendi iç sesini dinler.
Çünkü hayat, başkalarının değil, insanın kendi hikâyesidir.

 

“El âlem unutur, ama insan kendi susturduklarını hiç unutmaz.”

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ